30 Ağustos 2008 Cumartesi

MENDİREK ÇALIŞMALARI AĞIRDA OLSA İLERLİYOR...

Uzun zamandan beri yapımı devam eden KOZLU BALIKÇI BARINAĞI'nda ana yol beton dökümüne devam edilmekte. Beton dökümünde kullanılan kalıbın taban ve yan bölmesi toplam olarak 170 m3 beton almaktadır. bu kalıp bir günde kurulmakta ikinci günde iste beton dökümü gerçekleştirilmektedir. Ağır olmakla
birlikte işlem bu şekilde devam
etmektedir. Yani 170 m3 beton dökümünde kullanılan bu kalıp 2 günde bir, bir boy ileriye gitmektedir.
yaklaşık barınak yürüyüş yolunun yarısının beton döküm işlemi gerçekleşmiş vaziyettedir.Ancak
sadece bu tarz beton dökümüyle
işlem bitmeyecektir. Daha bir çok yapılacak işler geride durmaktadır.
Uzun mendireğe dik uzanan kısımda
ise henüz bir işlem yapılmamış durumdadır. Barınağın karayolu tarafında yapımı devam eden çalışmalarsa kaliteden yoksun gözükmekte. Teknelerin bağlanacağı babalar hem düzensiz konulmuş ve

çok zayıf görünüm arzetmekteler.
Kalıpların kurulması aşamasında
kullanılan eskkavatorün yardımı gerçekten anlatılmaz derecede önem arzetmekte. Çünkü ne kalıbun kurulması ve nede döküm aşamasından sonra bir boy ileriye alınması sadece insan gücüyle imkansız durumdadır.
Yapım aşamasında ayrıca çalışanları yüksek ısıyla mücadeleleride zor olmaktadır. Ben orada kaldığım yarım saatlik zamanı güneşin yakıcılığına nasıl dayandığımı anlatamam. Çalışan kişilere Allah kolaylık ve dayanma gücü versin demekten başka birşey diyemiyeceğim.
Barınağın fenerin oturtulacağı alandan bakılınca barınağın tamamlanmasını müteakip çok güzel bir görünümün elde edileceği muhakkak.
Yapım aşamasında balıkçılarımızın teknelerine barınak olmanın dışında zannediyorumki insanların gezeceği ve görünümüyle ruhunu dinlendirebileceği bir yer elde edilmiş olunacaktır.



Çevreye barınağın kazandıracağı hizmetler ve güzel görünüme kavuşmaya epeyce zaman kaldığı muhakkak. Ama yinede sonucun güzelliğini özlemle bekliyeceğiz...




31 Temmuz 2008 Perşembe

HAYRETTİN AKKAYA İLE BİR PAZAR SOHBETİ

27 temmuz 2008 günü Zonguldak İli Arı Yetiştiricileri Birliğinin Kdz/Ereğli şubesinde yapılacak yönetim kurulu toplantısına giden ortağım Ali ile bende katıldım. iyiki de katılmışım. Ben yönetim kurulunda olmamama rağmen misafir olarak bulunduğum bu ortamda benim gibi misafir olarak bulunan İstanbul Üniversitesi Veterinerlik Fakültesi Öğretim Üyesi Prof.Hayrettin AKKAYA ile sohbet etme bahtiyarlığına eriştim. Biraz pazar günü dikkatsizliğim ve birazda daha önce hiç bir arada olmadığımızdan olacakki ben Hayrettin beyi orada başkanımın bir misafiri vede bir öğretmen olabilir diye aklımdan geçirdim. Bir müddet sonra lavaboya kalkıp giden Hayrettin beyi ima ederek


Selahattin beye misafir kimdir diye sorduğumda
büyük bir gaf yaptığımı anladım. Gerçekten büyük bir mahcubiyet duydum ama belli etmemeye çalıştım. Ben Hayrettin AKKAYA'yı uzun boylu babayiğit biri olarak düşündüğüm için oldu bütün bu durum zannedersem. Artık kendisinin hoşgörüsüne sığınmaktan başka yapacağım bir şey yok tabiki. Yönetim Kurulu görevini tamamladıktan sonra kendilerinden arı hastalıkları ve özelliklede VARROA paraziti ile mücadele hakkında çok detayılı bilgiler edindik.Bu sohbette özellikle hastalık ve parazitlerle mücadelede daha dikkatli olmam gerektiğini anladım. Bu yönden Hayrettin AKKAYA'ya ziyadesiyle teşekkür ediyorum
Sonuçta bir pazar günümü hakkıyla değerlendirdiğimin bana verdiği hazzı
duydum. Tabiki bu arada yönetimdeki arkadaşlarlada yapılan sohbet hoştu. En güzeli de güzel bir eregli havası almakta süper oldu. Yukarıdaki resimde hemen Kdz/Ereğli içerisinde terminalin karşısında tepenin üzerinde özelliklede AY YILDIZLI BAYRAĞIMIZIN gönderdeki ahenkli dalgalanışını seyretmek te bir başka haz ve gurur verdiğini söylemek isterim.
Özet olarak Yönetim Kurulundaki arkadaşlarıma,Prof.Hayrettin AKKAYA'ya ve özelliklede Birlik Başkanım, değerli hemşerim Selahattin GÜNEY'e çok teşekkür ediyorum. Şimdiye kadar olduğu gibi bundan sonrada başarılarının devamını diliyorum...





2 Temmuz 2008 Çarşamba

ZONGULDAK KESTANE BALINDA 2008 SENESİNDE DE REKOLTE DÜŞÜK.

Zonguldak ilimizde kestane balı rekoltesi 2008 yılında da düşük oldu. Nisan ayında mevsimin güzel geçmesi bol üretimin yapılacağının müjdecisi gibi gözükmesine rağmen, mayıs ayında
havaların birden soğuğa dönmesi ve özelliklede gece soğuklarının çok düşük olmasının rekolte olumsuzluğuna büyük etkisi oldu. Nisan ayında güzel mevsimle çoğalma ve petek örme tirendine giren arılar mayıs ayının düşük sıcaklığında külliyet gerilemesine maruz kalmış ve petek örme işini tamamen bırakma aşamasına girmiştir. Ayrıca yöre balımızın özelliği gereği tek kaynak durumunda olan kestane ağaçları da bu soğuklardan etkilenerek yanmalara ve erken solmalara maruz kalmıştır. Sonuçta da mayıs ayı düşük sıcaklığında bitkinin nektarını salgılayamaması sonucu bal veriminin düşük olmasına etken olmuştur.




Ilıksu yöresinde kestane ormanında konuşlandırılmış bulunan arılarda verim düşüklüğüne etken olan olumsuz hava şartlarının yanında konuşlandırılmanın hem kendi arılığımızda yer darlığı dolayısıyla sık konulması ve ayrıca o civarda diğer arıcıların fazla miktarda arı getirmelerinin de etkili olduğu bir gerçektir.


Artık yapılacak şey önümüzdeki sezona arıların güzel bir kışlatma ve tabiki bakımlarınında yapılarak sağlıklı bir şekilde çıkartılmalarıdır. Tüm arıcılarımıza ürünlerinden bol kazançlar ve sağlıkla gelecek sezonlara ulaşmalarını içtenlikle diliyoruz...

22 Haziran 2008 Pazar

BALKON VE TERASTA ÇİÇEK VE SEBZE YETİŞTİRİCİLİĞİ

Evlerimizin balkon ve teras bölümlerinde yaptığımız çiçek ve sebze yetiştiriciliği hiçte küçümsenmiyecek şekilde bizleri tatmin ettiği bir gerçektir. Üstelik değişiklik olsun, süs olsun, olmaz belki ama yine de olsun diyerek yaptığımız bu güzel uğraş sonunda elde ettiğimiz ürün ve tatmin bizi fazlasıyla mutlu etmektedir...

Boru gibi çiçeğiyle güzel bir görünüm sergileyen şu kaktüse bakın...Tıpkı bir gelin süslemesi gibi etrafına hava atmakta...



Meyve oluşumunu tamamlamaya çalışan şu salatalığa ne demeli.


İşte meyvesini büyütmüş yenecek duruma getirmek üzere...









Yine Antalya LİDER fide firmasından temin edilmiş minnacık boylarıyla meyvesini vermiş biber fidelerine baksanıza...Normal gelişimini tamamladıktan sonra vereceği biberlerin birde düşünün...



İşte çiçeğini vermiş ve meyvesini de tamamlamaya çalışan domates fidesi.



















Evin terasında gelen misafirlerimin aaa karalahana nasılda karadenizli olduğun belli sözlerine karşılık onlar karalahana deyil dememe karşılık bir türlü inanaları gelmiyor ve kara lahana ya nedir? demelerine karşılık ben bu fideler BROKOLİ dir diyorum...BROKOLİ ismi bazılarında hayret uyandırırken bazılarında ise merakı hat safhaya çıkartmakta...

Bu arada görenlerin en çok dikkatlerini çeken dikensiz BÖĞÜRTLEN olmakta... Üzerinde kızarmış ve siyahlanmaya dönem meyveleri insanın iştahını kabartmakta...Böğürtlenin meyvelerini taze tüketmenin yanında marmelat ve reçel yapılarak ta tüketilmekte. Yenmesinin güzel olmasının yanında içerisindeki vitamin ve mineral muhtevası da büyük önem arzetmekte...
Ayrıca terasta gözden kaçmayan 60 santim yüksekliğindeki GRANSTAR bodur elmam ve üzerinde olan 3 adet meyvesi süper bir görünüm arzetmekte...Geçtiğimiz yıl da 3 tane meyve vermişti...
Özet olarak yukarıda terasta yetiştirmekte olduğumuz bizlere güzel görünümlerini sunan ve meyvelerinden istifade ettiğimiz ürünlerin yanında yine güzel görünümlerinden yararlandığımız çiçeklerimizi yetiştirirken amatörce yetiştiriciliğin hazzını tadarken meyve ve yapraklarınıda mutfaklarımızda tüketmenin hazzınıda yaşamaktayız...Ben bu üretimlerimde özellikle hem meyve veren ve hemde yaprak ve çiçeklerinden istifade ettiğim bütün ürünlerde organik gübre ve organik ilaç tüketimine itina göstermekteyim...Kimyasal asla kullanmamaktayım ...Üretimimi de tüketimimde gönül rahatlığıyla yapmaktayım... Herkesede küçümsemeden bu gibi güzel faaliyetlerde bulunmalarını tavsiye ediyorum...Uzun bir ömür, huzur,sağlık ve mutluluklarla...

14 Haziran 2008 Cumartesi

YENİ BİR MEVSİM YENİ BİR HEYECAN VE KESTANE BALINDA YENİDEN BEKLEYİŞ...

Her yıl olduğu gibi yeni ümit ve beklentilerle arılarımızı kestane ağaçlarının çiçeklerini açma zamanı ormanlık alanlara doğru taşırız. İşte daha önceki yıllarda olduğu gibi her zamanki yerimize arılarımızı taşıdık bizde. Sezona iyi bir şekilde hazırladığımıza inandığımız arılarımızdan hem iyi miktarda kestane balımızı ve hemde her derde polenimizi üretmenin koşturmacasındayız. İşte olduğumuz yerin hemen karşı yamacında binlerce kestane ağacının sarımsı-beyaz çiçeklerinin bezenmeye başladığı an...İnanın çok insanın çokça para sarfederek temin edemiyeceği bir yaşam ve çalışmayla koyun koyunayız...Çok zaman iş ortağım Ali ile görev bölümümüzde dükkanda kalmanın bana... arılarla bilfiil koşturmak meşekkatini çekmek ona düşmesine rağmen hep onu kıskanırım nedense...çünkü çalışmanın yanında yaşamanın,doğadan haz almanın en güzeli onun çalışmaları inanın. Onun içindirki haklı olarak onu hep kıskanmışımdır...




İşte arılarımızı konuşlandırdığımız alanda yeşillikler arasında olmanın ne demek olduğunu bir düşünsenize...









Kestane ormanının karşısına güzel bir şekilde konuşlandırılan arı kovanları...Hepside ballık katında çalışmakla meşgul arılarla dolu vaziyette.
Tabiki üretimi etkileyecek rekoltenin miktarını yükseltecek bir mevsimin devamına dua etmekteyiz.Kestane balı üretimi kırçiçeklerinden elde edilen ballara oranla çok daha farklılık ve riskler içeren bir arıcılık dalı olarak karşımıza çıkmakta. Kır ortamda yaylacılıkta ne kadar bol yağmur yağsa çiçeklerin ömrü o kadar uzun olmakta ve bolca bal üretilmekte...Oysaki kestane balında işte şu anda olduğu gibi çiçeği ve balı yıkayıcı büyük bir yağmurun yağmaması için dua etmekteyiz. Kestane çiçeğinin açımını müteakip 15-20 günlük gece çiği olan ama asla çiçeği ve balı yıkayıcı olmayan sezon dört gözle beklediğimiz bir husus olmaktadır...


İşte orman içerisinde güzel ümitlerle bereketli bir sezon umduğumuz şu zamanda güçlü arılarımızın çalışmalarını dikkat ve itinayla takip etmekteyiz...






Zevkli bir arıcılık yapılması sırasında bazan olmadık süprizlerde yaşanmakta...Arılıkta kontroller sırasında bir arı arkadaşım Şendoğanın burnunu soktu ve kardeşinden arının iğnesinden kurtulmak üzere yardım beklemekte...






Bu duygularla 2008 sezonunun öncelikle yurt ekonomimize yüksek katkısının yanında tabiki bölge arıcılığımızın da yurt ekonomisine umulanın üzerinde bir rekolteyle desteğini,
Her derde deva kestane balımız ve yine kestane polenimizin üretiminde arkadaşlarıma iyi çalışmalar diliyor,gönülden selam ve sevgiler sunuyorum...

11 Kasım 2007 Pazar

8 KASIM İSTANBUL SEYAHATİMDEN GÖRÜNTÜLER...

ULUSOY otobüslerinin İstanbul-Zonguldak arasında mola
verdikleri HENDEK tesisleri...
Her zaman olduğu gibi seyahatlerimde ULUSOY turizmin gittiği yerlerde tercih ettiğim seyahat şirketi oluyor.İşte 8 kasım günü saat 13.00 te Zonguldaktan İstanbula yollandım.Vasıtam Hendek dinlenme tesislerinde molasını vermişti hemen tesisin
kafeterya kısmına girerek 15 dakkalık zaman içerisinde çayımı yudumladım.
Daha sonra tesisin dış kısmına çıkarak güzel havanın da bahanesiyle bir iki resim görüntüledim. Daha sonra süre dolduğundan otobüse binerek tekrar yola devam ettim. akşam saat 18.00 sırasında Küçükyalı tesisinde inerek kız kardeşimin evinin bulunduğu istasyon caddesi cami sokaktaki evine doğru gideceğim yerin yakın olması dolayısıyla yaya olarak gitmeye karar verdim. Giderken hafif hafif yağmasına rağmen bu mesafeyi yürüyerek gitmeyi kararlaştırdığımdan yağmura aldırmadan yürümeye devam ettim. Kısa bir süre sonra eve ulaştım orada annem babam ve 3 kızkardeşim yeğenlerimle sarmaş dolaş olup haster giderdik.
Daha sonra yemek faslı ve sohbet derken saatin haylı ilerlemiş olduğunu farkederek herkese gösterilen kısımda sabahı beklemek üzere yatmaya çekildik. Sabahleyin gözümü açtığımda saat 7.30 a geliyordu .Başımı kaldırdığımda karşımdaki kanepede yatan enişteminde uyandığını gördüm. kendisine benimle bir sabah gezintisine varmısın söylediğimde olumlu cevap aldım. Birlikte evden çıkarken bizden başka henüz kimse kalkmadığını farkettim.









Küçükyalı sahiline indik orada etrafın güzelliğine bakarak şöyle 3-4 kilometrelik bir yürüyüş
yapmaya karar verdik, sabah sabahta çok iyi geleceğini düşünerek yürümeye başladık.















Yürüyüşümüz sırasında Esiroğlu Eski Belediye Başkanı olan eniştemle biraz geçmişten sohbet ettik.Kendilerinin Belediye Başkanlığı döneminde imkanların çok kısıtlı olması nedeniyle gönlünce hizmet edemediğini söyledi.Ancak daha sonra bir görev alması durumunda o zaman yapamadıklarımı hep yapacağım diye sözlerine ekledi.
















Sabahleyin oradan geçen balıkçılar tuttukları balıklardan kedilere verdiklerinde nasılda iştahla yediklerini ve tekar vermelerini istercesine balıkçıların peşlerine koştuklarını görmelisiniz.













Yine Küçükyalı Balıkçı Barınağının yanında
Atatürkümüzün görüntüsüyle kitabede şöyle yazıyordu:DENİZCİLİĞİ; TÜRK'ÜN BÜYÜK ÜLKÜSÜ OLARAK BENİMSEMELİ VE AZ ZAMANDA BAŞARMALIYIZ... diye yazıyordu...
Daha sonra eve geldiğimizde kahvaltıda hazırlanmıştı ufakta olsa bu yürüyüşü müteakip kahvaltıda güzel gidecekti tabiki...

Yemekten sonrada ben yanlız başıma işyerimle ilgili bazı eksiklerin alınması için karşıya geçecektim. İstasyon durağına inerek Kadıköye giden münübüslere bindim ve kadıköye geldim. Oradan Eminönüne giden deniz vapuruna binerek karşıya geçtim.
İlk işim hemen Eminönü camiinin önünde yem satan kişiden bir tabak yem alarak güvercinlere atmak ve resimlerini çekmek oldu.

















Bu arada küçük bir kız çocuğunun güvercinlerin arasında koşarak onlarla oynadığını uzun zaman seyrettim.Bu arada onu seyrederken kendi çocukluğumuda gözlerimin önünden geçirmeden edemedim.






Keşke insan çocukluk anlarını geriye getirebilse. Mümkün değil tabi ki işte insanlık ya bir an öyle düşünüverdim...


Bu arada hep televizyonlarda izlediğim TALİH KUŞU ...SİZEDE ÇIKABİLİR... Meşhur Nimet Abla bilet satış gişesinin önünden de geçmiş oldum.




Eminönünde balık tutanları seyretmeden geçmem aslam mümküm olmayan olamayan birşeydi...Kulakları çınlasın Eskişehirli arkadaşım Ayzek...o da balık tutmaya çok merak eden bir arkadaşım...hadi sende oltanı hazırla gelsene arkadaşım...











Eminönünden dönüşümde tesbit ettiğim bu görüntüler istanbulda bir kasım ayı içerisinde güzel görüntü ve hatıralar olarak kalacaktı.













Kızkardeşimin evinde düğün hazırlıkları yapılırken bizde sohbetimize devam ediyorduk. Bir süre sonra ise düğün salonundaydık cici yeğenim ayşe ile şamata yapıyorduk...
















İşte yeğenim Zeynep'in nikahının kıyılması hazırlığı ve Damadımızın Mardin-Midyatlı olması dolayısıyla o yöreye has müzik hazırlığı ve ekip bulunması dikkatlerden kaçmıyordu.













Mardin yöre havalarının genellikle sergilendiği gecede gerçektende çok hoş görüntüler
izleyebiliyorduk...


ama bu düğünün tarafları hem Karadenizliler ve hem de Mardinliler olmasına rağmen düğün süresince Karadeniz'den olmak üzere sadece bir parça icra olunmuştu...Bizim Karadeniz'liler olarak bir eksikliğimiz olduğu gözüksede biz damadımızın kurbanı olduk demekle yetineceğiz...Ne yapalım o da bizim oğlumuz artık...Bize müzik ziyafetini oluşturan ekibi sizin için temin ettim dediğini duydum...Oysaki bu ekip tek yörenin parçalarını ve oyunlarını sergiledi...Hatta damadımız da şaşırmış olmalı...Çünkü programı sunanlar onu da tatmin etmemişti...onunda düşüncesinden uzak bir organizasyon olmuştu sonuçta...Ama yinede güzeldi herşey...tatlı bir şekilde sonuna varılan bir düğün uzun ve mutlu bir yaşamın kapılarını açıyordu...

DENİZİN BOZMASININ HEM MENDİREĞE HEM BALIKÇI BARINAĞINA VE HEMDE KOZLUMUZA AZİZLİĞİ...

10.11.2007 gecesi denizlerin bozması ve kabarması hem yeni yapılmakta olan balıkçı barınağının uç kızmı (Fener kısmı) henüz tamamlanıp emniyete alınmadığından tekrar tahribata uğradı. Tabiki bu arada mendireğin uç kısmına daha önceki dalgalarla yıkıldığından denizin Kozlu deresine basması sonucu balıkçı tekneleri çok zarar gördü...Onlarca balıkçı teknesi sulara kapılarak denize sürüklendi...















Bir önceki denizin kabarması ve dalgaların darbeleri neticesi henüz tamamlanmadığı için tahribata uğrayan kısma bakarak bir an önce tamamlanıp kış dalgaları gelmeden emniyete alınarak yapılacak feneriyle kazandıracağı güzelliği hasretle beklerken işte sağ resimde gözüken azgın dalgalarla tekraryılılarak denize sürüklenmiş oldu...Hani bir laf vardır GELECEK BAHARA DİYE... işte artık kışın yaklaştığını düşünürsek korkum o ki bu kısım tamamlanıp emniyete alınamaması sonucu tamamlanan kısımda da tahribatın devam edeceğidir.
Denizin hırçınlığı ve dalgaların etkisiyle Ereğli-Zonguldak kara yolunun Kozlu sahilindeki yolu tamamen sular altınta kaldı. Hatta sadece sular altında kalmayla yetinmemiş bütün karayoluna deniz kumunu taşıyarak yolu tamamen kapamıştır. Yukarıda görüldüğü üzere tırların bulunduğu sağ deniz taraf yol şeridi kumlarla tamamen kapandı ve tır kum yığınları arasında sıkışıp kaldı. Dere ağzına çekilen balıkçı teknelerinin bir kısmı derenin taşıması sonucu denize ulaşarak kayboldu. Bir kısmı insanlar tarafından birşekilde kenara çekildi ve kurtarılmış oldu...Bu arada sular üzerinde başıboş gezinen teknelerden arda kalan ağ parçaları ve mantar tarafı ve yıkılan barınak ve sandal parçaları suların üzerinde dolaşmakta. ..















Hatta deniz suları yolun üst kısmına taşarak yol seviyesinden biraz düşüklük arzeden kapalı spor salonlarının olduğu yeride basmış durumda oradada suyun boşaltılması yönünde içeride hummalı bir çalışmanın olduğu anlaşılmakta.
Umarım önümüzdeki günlerde havalar uzunca bir süre iyi gitmesi bu eksikliklerin yapılmasına imkan sağlamış olur...